|
UNUTULMAYA YÜZ TUTAN
HİKAYELERİMİZ
Köyümüzde dillerden
dillere dolaşan ve
zamanla
unutulan,zamanla da
literatüre geçmiş ve
unutulmayan küçük
hikayelerimiz
vardır.Biz bunların
unutulmasını
istemiyoruz.O yüzden
paylaşmak istiyoruz
sizinle.Sizde bildiğin
hikaye,komik yada
anlamlı olay ve
hikayelerinizi bizimle
paylaşın diye çağrı
yapıyoruz AMA HAYAL
KIRIKLIĞINA UĞRAMAKTA
İSTEMİYORUZ.Yani
okumayan bir toplum
olduğumuz içinde
yazmayı da
sevmiyoruz.işin
gerçeği.Halbuki günde
100 civarında
hemşerimiz bu sitemizi
geziyor ve binlerce
hemşerimizde takip
ediyor ara sıra herkes
bir tane hikaye
gönderse ne iyi olur
değilmi.
Yinede çok fazla
ümitli
değiliz.İnşallah
bizleri mahçup
çıkarırsınız ve birer
tane hikaye atarsınız
sitemize.
Göndereceğiniz
hikayeler de ismi
geçecek kişilere
hakaret,küçük düşürme
olmayacak ve lakap
olayıda kişinin lakabı
ile sorunu var ise onu
da yayınlamayacağız.O
yüzden biraz dikkatli
olursa daha iyi
olur.
Evet herkese birer
tane hikaye göndermeye
davet ediyoruz.
İŞTE
BİR KAÇ HİKAYEMİZ
BAŞÇAVUŞ ile
KAMİL
Gön.Orhan Uçar
Bir akşam geç bir
vakitte Kamil Ömer’in
kahvesinde sobanın
yanında oturmaktadır.
Ellerini dizlerinin
üstüne koymuş
kendisine laf atanlara
ters ters bakmaktadır.
Tam o sırada kahvenin
kapısından köy muhtarı
İbrahim YÜKSEL ile
Derinkuyu İlçe
Karakol Komutanı
Başçavuş içeriye
girerler. Karakol
Komutanı sarhoştur ve
daha içeri girer
girmez bağırmaya
başlar.
-
Saatin kaç olduğunu
biliyor musunuz lan….
Bu saate kadar ne
işiniz var kahvede
Diye bağırarak
kahvenin ortasına
doğru ilerlerken bir
taraftan da eliyle
etraftakilere
vurmaktadır.
Başçavuş Kamile de
şöyle hafiften bir
dokunur, ancak zaten
gençler tarafından
kızdırılmış olan Kamil
kurulmuş bir yay gibi
başçavuşun üzerine
yürür ve küfrederek
bütün gücüyle sıktığı
yumruğunu bir vurmada
başçavuşu yere serer.
Başçavuş düştüğü
yerden kalkmaya
çalışırken bir elide
sürekli silahına
gitmektedir. Ancak bu
olaydan sonra
kahvedeki müşteriler
boşalmıştır.
Başçavuşun yanında
sadece muhtarla bekçi
Ömer YÜKSEL kalmıştır
ve kamilin durumunu
anlatarak Başçavuşu
teskin ederler.
Ancak Başçavuş
Kamilden dayağı
yemiştir.
Böylece Kamil de
Karakol Komutanı dövme
unvanını almış ve
tarihe ilk başçavuş
döven Tilli olarak
geçmiştir.
********************************************************************
IBIRI NIN
KAHVESİ
Gön.Orhan
Uçar
Bir yaz mevsimi
temmuzun sıcağında bir
öğlen vakti ıbırının
kahvesinde Haydar,
Seyitin Yaşar (Yaşar
Gürgen) Çandırın
Mustafa ve Çatal
Ekrem Okey
oynamaktadırlar.
Etrafında biri iki
seyirci …
Bu seyircilerden biri
de rahmetli Dobiç tir.
Haydar okey oynarken
yerinde
duramamaktadır.
Devamlı olarak sağa
sola hafiften
eğilmektedir. Bu işlem
birkaç defe
tekrarlanınca Dobiç
sonunda dayanamaz ve….
-
Lan Haydar yeter artık
ne salıp duruyon (yelleniyon)
der.
Haydar kahkahayı basar
ve her zamanki hazır
cevaplığıyla cevabı
yapıştırır.
- Lan Dobiç
seninde burnun amma
koku alıyor.. senle
iyi ava gidilir haa….
der
***********************************************************************************
KÖR
SEBAHAT İLE
SAYDEHALA
Gön.Orhan Uçar
Sayde
hala bir yaz gününde
kapının önünde
oturmaktadır. Yoldan
geçen kör sebahattin’i
çağırır ve hal hatır
sorduktan sonra…
-
Sebahat
anam nasıl güzel
kaşların var… der
Sebahattin
-
Amaaan
Saydehala uzunsayda
da kaş var.
-
O kaşın
altında göz olmayınca
kaşı napiyim der.
**********************************************************************************************
NEVŞEHİR’E KAVAK
KÖYÜ NE YAPABİLİR Kİ !
Gön.Ali Demirdöğen
Kurtuluş Savaşı
sıralarında Yunanlılar
İzmir’e çıktığı
sıralarda;Köyümüz
Rumları Manay(Banayiya)
Tepesi’ne çıkarak
Sirtaki yapmaya(Halay
Çekmek)
başlarlar.Bunun
ardından bizim
Türkler’den birisi
Rumlara sorarlar
“Neden bu kadar
sevinçlisiniz,ne bu
hal?” der.Rum
hemşehrimiz de “ Yunan
Dedemiz bizi
kurtarmaya
geliyor,bakın İzmir’e
çıkmışlar .”der.
Bizim Türk dedemizde
“Daha hiçbir şey belli
değil,ne olup
biteceğini bilmeden
bu kadar sevinmeyin”
der. Rum Hemşehrimiz
de derki : “Bundan
sonra ne
yapabilirsinizki
Kavak köyü Nevşehir’e
ne yapabilir ki” der.
Neyse bu söz bizim
dedemize o kadar kor
ki,gün be gün içinde
bu olay büyür
büyür.İşte beklenen
gün geldiğinde
Yunanlılar ve diğer
işgalci devletler
ülkemizden
çıkarıldıktan sonra
bizim dede Rum
hemşehrimizle
karşılaşır ve sorar.Ne
oldu çorbacı Kavak
Nevşehir’e bişi
yapamadı ama biz size
ne yaptık gördünmü
der.
************************************************************************
İMAMIN NASİBİ
Gön.Orhan
Uçar
Vaktiyle köyde
Kahramanmaraş
Göksun’lu Cengiz
ismindeki imamın görev
yaptığı yıllarda bir
akşam Rahmetli Sinan,
Orhan; Karamanın Ali,
Yüksel GEMİ, …… Cengiz
hocanın evinde
toplanırlar. Gece geç
saatlere kadar
sohbetler ettikten
sonra o gece bir
tesbih namazı kılmaya
karar verirler.
Daha sonra hep
birlikte yukarı camiye
gidip uzun sürecek
olan namaza başlarlar.
Bu arada Sinanın eve
gelmediğini gören
annesi Zekiye Teyze (Hanımağa)
oğlunu aramaya çıkar.
Aşağı kahvede
bulamayınca Havzenin
Ömerin kahvesine
bakmaya geldiğinde
Kahvenin kapalı
olduğunu ancak caminin
ışıklarının yandığını
görür. camiye girer
bakar ki oğlu orada
namaz kılmaktadır. Bu
arada vakit sabaha
yakındır. Oğlunun
namaz kıldığına çok
sevinen Hanımağa
hiçbir şey demeden
doğru evin yolunu
tutar ve hemen namaz
kılanlar için mükellef
bir kahvaltı sofrası
hazırlar. Uyumakta
olan diğer oğlu Ömeri
uyandırır ve
-
Oğlum bunu camiye
götür abin gil
akşamdan beri namaz
kılıyorlar,
acıkmışlardır, al bu
kahvaltıyı onlara
götür de karınlarını
doyursunlar der.
Tabi yarı uykulu olan
Ömer annesinin verdiği
tepsiyi aldığı gibi
evlerine daha yakın
olan aşağı camiye
götürür. Bu arada
sabah namazı için
camiye gelen aşağı
caminin imamı Mehmet
BABAOĞLU’na verir.
Mehmet hoca bu olaya
bir anlam veremese de
hiç itiraz etmez ve
tepsiyi alır ve evine
götürüp afiyetle yer.
Olayın gerçek yüzü
birkaç gün sonra
Mehmet hoca
Hanımağa’ya teşekkür
ettiğinde ortaya
çıkmıştır ama ….
İmamın nasibini kimse
yiyememiştir.
*********************************************************************************************
TEKSAZ
Gön.Orhan
Uçar
Teksaz
(Namı diğer Kör
Mustafa)
Kahvede Altmışaltı
Oynamaktadır.
Al papazı ver kızı… al
papazı ver kızı..
derken yarım saat önce
söyledikleri çayları
hazır olmuş
ve
masanın başına
gelmiştir.
Garson tam masanın
yanına gelip tepsi ile
çayları uzattığı anda
ütülmekte olan Teksaz
….
-
Kapalısın ulan ver
kozu….
deyip elini yukarı
kaldırınca eli
tepsiye çarpar ve ne
kadar çay varsa
oradakilerin
üzerine
dökülür. Herkes bir
tarafından yanmıştır.
Zor durumda kaldığını
gören Teksaz işi
bozuntuya
vermez ve garsona
dönerek
-
Oğlum
sen benim kör olduğumu
bilmiyor musun bundan
sonra benim masaya çay
getirdiğin de düüüt
diye düdük çalacaksın
tamam mı der
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
 |
GÖNDEREN: Ramazan
Demirdöğen
Köyümüzden
yaşlı bir bayanı
doktora
götürmüşler.
Doktor doğal
olarak nereniz
ağrıyor teyze
demiş.Teyzenin
cevabi:
DOKTORSUN iste ya
sen bul neremin
ağrıdığını; ben
söyleyince ne
kıymeti kalır
demiş.
:))))) |
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
GÖNDEREN: Orhan UÇAR HAPPENİN MUSA İLE PEHLİVAN
Köyde sulu
patates ekiminin canlı
olduğu ve elektrikle
sulamanın yeni yeni
başladığı yıllarda
Pehlivan (Fikri DD)
tarlasına elektrik
çektirmiş ve 32
fiskeyle patates
sulamanın verdiği
keyifle elinde
sigarası tarlanın
başına geçmiş Mevlana
edası ile dönmekte
olan fıskiyeleri
seyretmektedir.
Hemen yanı
başındaki komşusu
Happe’nin Musa ise
henüz elektrik
çektiremediği için
traktörle 16
fiskiyeyle cansız
cansız bir şekilde
patatesini sulamaya
çalışmaktadır.
Pehlivan
şöyle göğsünü gerip
Musaya da yan yan
bakarak….
-
Musaaa … diye
seslenir.
-
Bak, bak, bak,
nası da dönüyor amma…
tam 32 fiske… diyerek
keyifle birde
sigarasını
çekip Musa’ya doğru
üfler.
Musa bir şey
diyememiştir. Sadece
seyretmekle yetinir.

Ancak……
Tam o anda Elektrikler
kesilir ve o bütün
ihtişamı ile dönen
fiskeler durur.
Traktör ile
patateslerini sulayan
Musa’nın fıskiyeler
hala dönmektedir.
Bu kez kozu eline
geçiren Musa içeriden
bir sandalye alır ve
keyifle ayak ayak
üstüne atar ve
pehlivana seslenir.
-
Hadi…hadi…
hadi.. Pehlivan
hadi…bak benim
fiskeler hala dönüyor.
Sende döndürsene
diyerek az önce
pehlivanın yaptığı
gibi sigarasını
keyifle çeker ve
yukarı doğru üfleyerek
-
Vay babam vay.
………… Bu işin böreğide
var… der
|